Protego | Kaliteli Rpg'nin Adresi .
Sihirin Hakim Olduğu Dünyaya Hoşgeldiniz ~

Sitemize Ad~Soyad şeklinde üye olunuz.

Sitemizin MSN toplu konuşma adresi : group269858@groupsim.com


Protego | Kaliteli Rpg'nin Adresi .

Sihirin Hakim Olduğu Dünyaya Hoşgeldiniz | Sitemizin MSN toplu konuşma adresi : group269858@groupsim.com ~
 
AnasayfaKapıAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş
 

 RUDY KULUM

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Endoplazmik Rudy Kulum
Okul Bekçisi
Endoplazmik Rudy Kulum

Mesaj Sayısı : 15
Yaşınız : 27
Kayıt tarihi : 11/06/09

RUDY KULUM Empty
MesajKonu: RUDY KULUM   RUDY KULUM Icon_minitimeÇarş. Haz. 17, 2009 9:48 pm

...Ad Soyad:Endoplazmik Rudy KULUM
...Yaş:23
...Örnek Rp:


" Hayatın nasıl kurnaz, acımasız ve yıpratıcı olduğunu öğrendim. Acılarını yaşadım, çektim. Süründüm yerlerde, hiç durmadan. Saçlarından tutulup sürüklenen köleler gibi acı çekerek geçtim bu yollardan. Saçlarım yolundu, sırtım sürtünmekten zedelendi, kollarım ve bacaklarım isyan ederken yoruldu. Güçsüzlük, bedenimi hapseden lanetli bir büyü gibi, sardı tüm hayatımı. Acımadı görünüşüme, sertliğime, vurdum duymazlığıma, asilliğime... Görmedi yüzümdeki acıyı, nefreti ve öfkeyi. Attı beni zehirli diken bulunan fıçılara. Zehirlendim... Zehir tüm vücuduma yayıldı. Şimdi ise o zehire minnettarım. Aklımı genişlettiği için, yolumu gösterdiği için, bana öncü olduğu için, kimin ne olduğunu, nasıl yaşanılacağını öğrettiği için ona minnettarım. Tanrım... Acılar bana güç verdi sanki. Bir profesörden dayak yiyerek aklı başına gelen bir çocuk gibiyim. Aklım başıma geldi. Ne yapacağımı, kimin için var olacağımı biliyorum. Teşekkürler... "

Yağmur damlasının pencere camından aşağı süzülüşü gibi, Yax'ın yanaklarından süzülen göz yaşı damlası defterinin önüne döküldü. Kocaman bir yuvarlak dikenli ot gibi bir şekil bıraktı. Düştüğü yerdeki yazıyı buğulandırdı, rengini açtı. Daha hoş ve etkileyici olan bu görüntü, Yax’ın gözleri önünden gitmiyordu. Üstüne bir damla daha düştü. Islaklık biraz daha yayıldı. Gittikçe yazıyı bozuyordu, Yax ise sinirleniyordu. Elleriyle yüzünü sildikten sonra yanağına dokundu. Sıcak ve ıslak yanakları sanki göz yaşının etkisiyle bir hamur kadar yumuşaktı. Daha da yumuşamasına izin vermeden ayağa kalktı ve yatağının yanında bulunan, tarla bekçisi gibi hiç yeri değişmeyen küçük çekmeceli komidine doğru yaklaştı. Çekmecelerinin çekmek için kullanılan küçük düğmeleri kuru kafalıydı. Dikkatsizce elleriyle kavradığı zaman canını acıtacak şekilde batıyordu. Umursamadan eliyle hızlı bir şekilde kavradı, acısını unutmaya çalıştı. Daha büyük acıları vardı ve bunları düşünmemesi gerekiyordu.
Çekmecesinin içindeki peçete yığınından bir tane peçete çıkarıp gözlerini sildi. Yağmurda buğulanmış araba bir camı kadar bulanık görüyordu her yeri. “ Göz yaşlarının kötü etkisi. “ diye geçirdi içinden.
Kapı hafifçe tık tıklanıyordu. Biri içeri girip, Yax’ın tüm huzurunu kaçırmak istiyordu belli ki. Sinirlenerek elindeki peçeteyi avucunun arasına alarak top gibi buruşturdu. Gözlerini kısarak sinirlerini boşaltmaya çalıştı. “ Niye vücuttaki kahrolası üre, ürik asit ve amonyak çıkarken, sinirleri de boşaltım yaparak çıkaramıyoruz ki! “ diyerek bağırdı. Sert bir şekilde kapıya yaklaşıp tokmağını avucunun içinde kavradı. Kapıyı hızlıca açtığı için yüzüne bir rüzgar huzmesi çarptı. Karşısında ağzı kanlar içinde,saçı başı birbirine karışmış, gözleri yuvasından pörtlemiş, yanakları buruşuk ve yer yer yanık izleriyle dolu bir yüz; elleri havada, tırnakları uzun ve siyah, kollarına kadar uzayan siyah bir tül ile sarılmış kollar bulunmaktaydı. Tırnaklarında kan lekeleri vardı. Boyaya benziyordu, zekice yapılmamış olduğu her halinden belliydi. Uzun bir “ Off! “ çekerek karşısındaki yaratığı bir kez daha inceledikten sonra kapıya yaslandı. “ Korkunç olduğunu falan mı sanıyorsun Amy? Beni korkutmak için başka şeyler dene benim küçük ve zeki kardeşim. Hem bir dahaki sefere benim maskemi kullanma. “ diyerek karşısındakinin yüzüne doğru hamle etti. Maskeyi kapıp elinde salladı. Karşısında küçük kardeşi Amy duruyordu.
Amy; sarı saçlı ve kestane renkli gözlere sahip olan bir kızdı. Yanağındaki küçük çilleri onu çok sevimli gösteriyordu. Uzun sarı saçları, masal prensesi Rapunzel gibi çok güzeldi ve omuzlarına kadar dökülmüştü. Üzerindeki siyah bluzu omuzlarını açığa çıkarıyordu. Sarı saçlarıyla birlikte süslenen omzu oldukça sert, geniş ve çekiciydi. Dar bir bedeni, güçlü kolları ve parmakları vardı. Küçük bir kızdan beklenemeyecek kadar çevik ve istediği zaman başkasına eziyet etmeden her istediğini yaptırabilecek bir güce sahipti. Kestane gözleriyle, karşısındaki abisine bakıyordu. Kalın ve kırmızı dudaklarını büzerek, masum bir tavır takınmaya çalışsa da gözlerindeki sinsilik her halinden belli oluyordu. Derin bir nefes alarak bir çırpıda düşündüklerini yansıtmaya başladı. Plak gibi hiç hızını yitirmeden ardı ardına cümlelerini sıralıyordu.
“ Aslında amacım seni korkutmaktı. Neden dersen aşağıda inine kapanmış bir ayı gibi yatmak canımı sıktı. Bu yüzden birazcık eğlenmek istedim. Odama girdiğimde senden ödünç aldığım maskeyi buldum. Aslında korkmayacağını biliyordum. Çünkü bu senin maskendi. Ama ben yine de şansımı denemek istedim ne de olsa canım sıkılıyordu. Bence aslında korkada bilirdin çünkü… “
“ Nefes almayı unutma Amy. “
“ Beni düşündüğün için sağ ol Yaxley Kingsley. Her neyse sen inine kapan hadi çıkarma kafanı hiç dışarı! “ diyerek arkasını döndü ve merdivenlere yöneldi.
Yax, sinirinden kudurarak odasına yöneldi. Kardeşi çok bilmiş biriydi ve Yax kadar Slytherin asilliğini taşıyamıyordu. Gümüş yeşili onun ruhunu saramamıştı. İşi gücü maskaralık ve cır cır konuşmaktı. Yax çoğu zaman, Amy’nin kardeşi olduğuna inanamıyordu. Birbirlerinden o kadar uzak davranışları vardı ki, kardeş olduklarına bin şahit istenilecek bir durumdaydılar.
Kaşları çatık bir şekilde, duvarın dibine yerleştirilmiş; demir parmaklıklı, yeşil ve siyah renklerinin hakim olduğu bir yastık ve yorganı olan yatağına kendini attı. Yatak başlığı siyah ve yılan desenleriyle doluydu. Odasına uygun siyah başlıklarla, pencerenin parmaklıkları aynıydı. Dolapları, yatağının karşısında ve yeşil – siyah uyumuyla düzenlenmişti. Dolap kapaklarının kayışları koyu yeşil, ortası siyahtı. Kapağın üzerindeki resimler ise odaya ayrı bir hava katıyordu. Çoğu, beğendiği metal ve rock grupları posterleriydi.
Dolabının kenarına dayanmış üç tane gitarına sevgiyle baktı. Onları çok seviyor, dikkatle kullanıyordu. Ateş kırmızısı ve siyah renkleriyle bezenmiş bir elektrosu, gri ve beyaz renkleri barındıran bir bass gitarı ve siyah renki bir klasik gitarı vardı. Gitara olan sevgisini hiçbir şeye paylaşamazdı…
Odanın kapısı ardına kadar açıktı. Merdivenlerden çıkan ayak sesleri, Yax’ın odasını kaplamıştı. Birisi sert, bir o kadar da yavaş adımlarla yukarı çıkmaya çalışıyordu. Ölüm zamanı yaklaşmış, ayakta durmakta zorlanan yaşlı bir bunak gibi çıkıyordu merdivenleri. Nefesi yetmiyordu sanki. Arada merdivene oturuyor, soluklanıyor, yine uzun merdivenleri çıkmaya çalışıyordu. Ayak sesleri gittikçe daha fazla artıyordu. Merdivenleri çıkan kişinin hedefi, Yax’ın odasıydı…
“ Yaxley, ben geldim. Asanı al ve beni takip et… “
Yax, yattığı yataktan kalktı, yastığının altında sakladığı asasını eline aldı ve sıkı bir şekilde kavradı. Bu sesi tanıyordu. İmkansız bir sesti. Ölen büyükbabasının sesiydi...
“ Hiç de komik değilsin Amy, git buradan büyükbabamın taklidini yaparak bir yere varamazsın! “
Dili damağına yapışmıştı. Kalbi ise kafeste kalmaktan bunalmış bir serçe gibi çırpınıyordu. Elleri yaşlı bir bayan gibi titriyordu. Asasını düşürmekten korkuyordu çünkü elleri terden fena ıslanmıştı, asası ise kayıyordu. Başı isyan edermişçesine ağrıyordu. Sanki kafasına bin ton ağırlığında bir şey düşmüş gibiydi. Kapının önünde ise bir siyahlık oluşuyordu. Gittikçe yaklaşan, büyüyen ve korku veren bir karanlık… Yaxley, hayatında hiç bu kadar korkmadığını hatırlayarak irkildi. Alnında damla damla ter oluşmuştu. Tüyleri, vücuduna bir diken gibi batıyor, canını acıtıyor ve korkusuna ortak oluyordu. Nefes alıp vermesi daha sık bir şekle gelmiş, akciğerlerine kadar işleyen acı hava ise nefessiz kalmasını sağlamıştı. Aldığı hava hiçbir şekilde ona yetmiyordu ve korkusuyla birlikte nefessiz bir şekilde mücadele vermeye çalışıyordu. Karanlık ise, bir ruh emicinin verdiği soğuk ürpertiyi vererek durmadan acımasızca ilerliyordu.
Kalbinin sıkıştığını hissetti. Küçükken küçük bir korku sonucunda, kalbinde bir sorun oluştuğunu, bu yüzden çok dikkatli olması gerektiği hiç aklından çıkmıyordu ama işler değişmişti. Kalbi kapana kısılmış bir kuş gibiydi. Acıyordu, sızlıyordu ve batıyordu. Nefesini kesecek kadar keskin bir acı, Yaxley’yi perişan ediyordu. Elini sol göğsünün üzerine bastırarak kalbine destek olmaya, sıkışmasını gidermeye çalışmak için de masaj yapmaya çalışırken, karanlığın üstüne gelmesi daha fazla ürkütüyordu. Artık kapının önünde belirli yüz hatları olan birisi Yaxley’yi bekliyordu. Geçen sene vefat eden büyükbabası…
“ Yax. Ne bakıyorsun oğlum? Haydi gidiyoruz. “
Bu bir hayaldi. Evet evet, hayal olması gerekiyordu. Büyücü dünyasında bile bu çok olanaksız bir durumdu. Asasını elinde biraz daha sıktıktan sonra ilerlemeye başladı. Sol göğsünün üzerindeki elini hiç durmadan kalbine bastırıyordu; bu biraz daha acısını dindirse de her dakika artan sıkışma daha fazla güç kaybetmesine neden oluyordu. Ayakları isyan edercesine ileri gitmiyordu. Kendini zorlayarak kapının önüne kadar gelince, büyükbabası olarak gördüğü şeyin, merdivenlerden aşağı doğru ilerlemeye başladığını gördü. Adımlarını hızlandırarak, O’na yetişmeye çalıştı. Merdivenlerin sonuna geldiğinde nefes nefese kalmıştı. Daha demin merdivenleri zorlukla çıkan adam, sanki arkasına motor takılmış gibi merdivenlerden hızlıca inmişti. Bodruma, evin en ürkütücü ve zifiri karanlık odasına gidiyordu. Bu Yaxley’in korkusunu arttırmakta bir nebze daha katkıda bulunmuştu.
Zaman, geçmek bilmeyen bir tren gibiydi. Çalışmıyor, bozulmuş ve raylarda bekliyordu. Yaxley, terden ıslanmış t-shirtünün bedenine yapışmasını izlerken, bodrum merdivenlerine doğru yöneldi. Öldüğü bildiği dedesi; Yaxley’ye öncü oluyor, gidecekleri yeri o belirliyordu…
Karanlık, rutubetli ve eşyaların saklandığı küçük odaya girdiklerinde, Mr. Kingsley odanın tam ortasında, bir ağaç kadar sabit ve dik bir şekilde duruyordu. Yaxley karanlıktan bir şey göremediği için daha fazla korkuyor, kendini savunmasız bir bebekmiş gibi hissediyordu. Bir mırıltı duydu. Bu mırıltıdan sonra oda aydınlandı. Şimdi odanın ortasında, yüzü siyah bir kukuleta ile kapanmış, kısa boylu ve kamburu çıkmış, ellerini karnında birleştirmiş bir yaşlı adam duruyordu. Gerçekti, ölmemişti. Yaxley’de olan emaneti alacaktı…
“ Yaxley, asanı bana ver. O benimdi…”
Yaxley artık anlamıştı. Bunca yıldır, ölü olarak her yerde asasını arayan dedesinin neden yanına geldiğini artık anlayabiliyordu. Cesaretliydi; dedesini yenebilecek kadar da güçlüydü. Derin bir nefes alarak kalbinin üzerine destek yaptığı elini havaya kaldırdı. Yaramazlık yapmış küçük bir çocuğa annesinin parmak sallayışı gibi, dedesine parmağını sallayarak, onu küçük duruma düşürmeye çalışıyordu.
“ Cık cık cık… Dede, eğer bu asa senin olsaydı, senin cübbenin içinde olurdu, benim avucumun içinde olması yerine değil mi? “ diyerek sinsi bir gülüşle noktasını koydu.
“ Demek korkmuyorsun benden. Peki. Bekle ve gör! “
“ Evet lanet olası senden korkmuyorum! “ diyerek asasını önüne siper etti. Aslında korkuyordu, hem de deli gibi. İkisi de bunu biliyor, havanın gerginliğinden hissediyordu. Mr. Kingsley harekete geçerek cübbesinin içinden asasını çıkardı ve göğe doğru uzattı. Kafasını yukarı kaldırınca, o iğrenç yüzü ortaya çıktı. Sarı ve kısa kesilmiş saçlarından aşağı kocaman, yuvarlak bir yara izi alnını geçip ölü ve yarı kapalı bir gözünün üzerinden ağzının köşesine dek iniyordu. Ağzı, bir kumarbazın ya da genelev patronunun çok bilmiş sırıtışını takınıp kalmıştı. Yanaklarından biri düzgün ve hala diri; diğeri tıpkı bir ağacın kütüğü gibi buruş buruştu. Sağ gözünün altında bir iyileşmeye yüz tutmuş delik vardı. Asayı tutan buruşuk elleri artık titriyordu. “ Messieurs ! Bienvenue au cirque de mousie! “ diyerek haykırdı. Bu haykırış Yaxley’in beynine, sanki bir ayna tutulmuş gibi yansıdı. Beyni de dedesine eşlik ediyordu. “ Baylar! Fareciğin sirkine hoş geldiniz! “
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Endoplazmik Rudy Kulum
Okul Bekçisi
Endoplazmik Rudy Kulum

Mesaj Sayısı : 15
Yaşınız : 27
Kayıt tarihi : 11/06/09

RUDY KULUM Empty
MesajKonu: Geri: RUDY KULUM   RUDY KULUM Icon_minitimeÇarş. Haz. 17, 2009 9:48 pm

“ Maintenant m’sieurs et Herr! Le cirque présentenment le mous’amusant et amazeant! “
Yaxley, aslında Fransızcadan anlamazdı. Çok az biliyordu, hatta yok denilecek kadar. Fakat, bu sefer dedesinin her dediğini hemen anlıyor ve beyninde çeviriyordu. Son söylediği sözler beyninde biraz daha yankı yapmıştı. “ Şimdi baylar, sirkimiz eğlenceli ve harika fareyi takdim eder! “
Fare… Dedesine yakışacak bir hayvan.
Mr. Kingsley, başını ve kollarını indirince, o iğrenç yüzü bir kez daha göründü. Yaxley’in kalbi deli gibi atmaya devam ediyor, yerinden fırlayacak diye korkuyordu. Terlemesi biraz daha sıklaşmış; dili damağına biraz daha yapışmaya başlamıştı. Elleri zaman geçtikçe daha fazla titriyor ve asasını tutamayacak kadar terliyordu. Dedesi harekete geçmeye başlamış, asasını Yaxley’ye doğru yöneltmişti bile. Nefes nefese bir şeyler mırıldanıyordu. Sonunda derin bir nefes alarak söyleyeceklerini sıralamayı başarmıştı. “ Hemen o asayı bana fırlat. Hadi oğlum canını acıtmadan fırlat! “
Yaxley’ye asasını büyük annesi emanet etmişti. Ölmeden önce yanına çağırıp, göz yaşları ile asasını Yaxley’in beline sıkıştırmış; ölene kadar bu asayı kullanmasını ve kimseye vermemesini söylemişti. Şimdi ise lanet olası dedesi gelmiş, asasını istiyordu. Artık titremediğini fark etti. Kaşları istem dışı çatılmış, yüzünde bir gerginlik ve sinir duyguları oluşmuştu. İçi titredi ve asasını sıkı sıkı kavradı. Kendinden emin bir şekilde, savunmaya hazırlandı.
“ Bu asayı ancak rüyanda görürsün seni aptal bunak! Expeliarmus! “ diye haykırarak kendini savunmaya geçti. Ama dedesi ondan daha hızlıydı ve bu büyüyü önlemeyi başardı. Yüzündeki acımasızlık ve ürkütücü bakışları daha fazla artmıştı. Bir de yetmezmiş gibi dalga geçerek bakıyordu Yaxley’in gözlerinin içine. Gülümseyerek, küçümseyen bakışlarla Yaxley’yi süzdü. “ Güçlüsün… Ama benim kadar değil. Yolculuğunda iyi seyahatler! “ diyerek asasını Yaxley’ye uzattı. Yaxley’in anlamadığı bir dilde, ardı ardına lanetleri sıraladı. Gülümseyerek ” İyi yolculuklar! O dans la foret!(*) Carpe Portus! (**)

(*) Ormanda
(**) Asanın hedef aldığı yere ışınlanma (bir bakımdan asayla cisimlenme büyüsü)

**


Yaxley; önünü göremediği yolda, ellerini önüne siper ederek yürüyordu. Nefes alış veriş hızı, bir türlü düzene girememiş, yorulmasına neden olmuştu. Sahibinin peşinden koşan köpek kadar terlemiş ve yorulmuştu. Sağ eliyle sıkı sıkı tuttuğu, yılan desenli asasını sallayarak “ Lumos! “ diye bağırdı. Asanın ucundan, gümüşi bir renk çıktı ve ortalığı biraz da olsa aydınlatmaya, Yaxley’in önünü bir nebze daha görmesine yardımcı olmuştu. Karanlıkta sadece ufak bir ışıkla yürüyordu. Ağaç kökleri yürümesini engelliyor, hızını düşürüyordu. Koşmaya çalışıyor, ağaç köklerine takılıp tökezliyordu.
Ormanın derinliklerinden gelen çığlıklar, baykuş sesleri ve yabani hayvanların çılgın bağırışları, Yaxley’in içine işliyor, korkusunu arttırıyor, sıkıntısını çoğaltıyordu. Kalbi deli gibi atıyordu. Ayakları sanki kendi kontrolünden çıkmıştı. Burası Yaxley'ye aşırı derecede tanıdık geliyordu; Hayalinde yarattığı, içinde insanların kaybolarak öldüğü bir orman...
Deli gibi koşmaya, çığlığını basarak yardım istemeye çalışıyordu. Deliğine kaçmaya çalışan bir sıçan kadar korkuyor, deliğine girmeye çalışıyor, sanki vahşi bir kedi tarafından kovalanıyor gibiydi…
Ağaçların kökleri ; oldukça büyük ve diri, isyan edermişçesine toprağı yarıp göğe çıkmaya çalışıyorlardı. Yaxley, yuvarlak bir biçime bürünmüş kökün arasına ayağını sıkıştırdı. Kontrolsüzce yere düştü ve alnını ağaç köklerine çarptı. Alnı feci bir şekilde yanıyor, sızlıyor ve kanıyordu. Kan; alnından süzülerek t-shirtünün üstüne kadar aktı. Durmadan kanıyor, kanıyor, kanıyordu. Elini alnına götürünce, avucunun içi kanla doldu. Bir musluk suyu kadar tazyikli akıyor, kan kaybına neden oluyor, Yaxley’in gücünü azaltıyordu. Avucundaki kanı t-shirtüne silerek, ellerini yere destek yaptı. Zorlanarak ayağa kalkınca, başının döndüğünü hissederek, takıldığı kökün sahibi olan ağaca yaslandı. Gözleri yavaşça kapanıyordu. Ta ki derinlerden seslenen o ürkütücü ve iğrenç sesi duyana kadar…

“ Gücümü anladın değil mi ufak çocuk! Seni hayal dünyanda yarattığın yerde öldürebilirim ve sen yok olabilirsin. O asayı bana ver ve seni odana geri götüreyim. “
Sesle birlikte karşısında beliren büyük babası, ellerini Yaxley’ye uzatmış, bekliyordu. “ Tam zamanı. “ diye geçirdi içinden. Yüzünde bezgin ve korkak bir ifade ile asasını büyük babasına uzatırken, birden aklına ormanının özellikleri geldi. Bitirebilirdi... Bu Yaxley’in ormanıydı…
Asasını büyük babasının avucunun içine koyarak geri geri çekildi. Ormanını göz önünde bulundurarak, olduğu yeri düşündü. Ağaç kökleri olduğu yerde titremeye başlamıştı. Büyük babasının bulunduğu yerdeki ağaç kökleri yavaş yavaş ilerliyor, Mr. Kingsley’in ayaklarına dolanan bir kedi gibi ilerliyorlardı. Mr. Kingsley, ne olduğunu anlamamış bir şekilde köklerden kurtulmaya çalışıyor, Yaxley’ye lanet okuyordu. Kökler, Kingsley’in asayı tuttuğu eline doğru ilerliyor, kolunu Azkaban Hapishanesi’ndeki suçluların bulunduğu zindan demirlikleri gibi sarıyordu. Yaxley, öne atılarak asasını geri kaptı ve Mr. Kingsley’e doğru yöneltti.
“ Ne yapıyorsun !? Hey! Bırak beni seni aptal çocuk! Bunu nasıl yapıyorsun ! Lanet olsun bırak artık! “ diyerek çırpınan Mr. Kingsley bir yandan da bunu düşünmüştü ve cübbesinin içindeki yedek asasını sol eliyle kavradı.
“ Burası benim ormanım ! Yaparım, yaptırırım. Buraya ben hükmediyorum! Sen değil! Evanesco! “
“Sectumsempra! “

Mr.Kingsley’in ayaklarından başlayarak tüm vücudunu kaplayan dumanlar, bedenini içine hapsediyor ve gittikçe yok olmasını sağlıyordu. Gittikçe buhar şekline bürünüyor, o iğrenç siması yok oluyordu. Bir süre sonra buhar olup yok oldu. Ağaç kökleri ise eski hallerine geri dönüyorlardı.
Yaxley, diz üstü çökmüş, ellerini kalbinin üzerinde kenetlemiş bağırıyordu. Kalbinde derin bir yara açılmıştı. Çılgınca yanıyor, nefes almasını önlüyordu. Başı ağrıyor, dengesini bulamıyor, terliyor, korkuyor ve üşüyordu. Acıdan gözlerini açamıyor, kontrolünü kaybediyordu. Kalbine sıkı sıkı bastırarak kanın durmasını önlemeye çalışsa da, bunu başaramayarak oldu yere yığıldı. Gözlerini kapatırken, hayatın ne kadar acımasız ve dehşetlerle dolu olduğunu anladı. Gözlerinin önünde biri belirirken, kendini kaybetmiş ve son sözlerini söylemeye hazırlanıyordu. “ Tanrım… Ba… na… Yardım e…”
Nefesi kesilmiş, başını sert bir şekilde toprağa bırakmıştı…
**
Gözlerini hafifçe kıpırdatarak, açılmasına zorlarken, başının üstündeki lamba gözlerini kamaştırıyordu. Bulanık gözlerle etrafa bakarken, kalbindeki o bıçak acılarının hâla yok olmadığını hissetti. Sanki bir bıçak saplanmış ve oraya sabitlenmişti. Geçmeyecek ve unutulmayacaktı. Daha bitmemişti geri gelecek ve daha kötüsünü yapacaktı. Bunu vücudunun her tarafında hissediyor, ürküyordu…
“ Yax! Yax! Yaxley! Anne! Baba! Yaxley uyandı! “

Hastanenin kokusu burnunu delip geçiyordu. Nefret ederdi hastane kokusundan, iğrenirdi. Tüylerini diken diken eden bu koku, ciğerlerine kadar işlemişti. İlaç ve serum kokuları, hasta insanların bağırışları, konuşmaları…
“ Yaxley. Oğlum iyi misin? “

Elini kalbine götürerek gözlerini kapattı ve geleceği düşünerek, büyük babasının hıncını alma hayalleri ile birlikte; kendini bulduğu rüyalarına doğru yüzmeye başladı…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 4
Kayıt tarihi : 09/06/09

RUDY KULUM Empty
MesajKonu: Geri: RUDY KULUM   RUDY KULUM Icon_minitimePtsi Ağus. 31, 2009 4:35 pm

Waaoow! akış süperdi. Okudukça okuyası geliyor insanın.

% 100




Tebrikler.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://protego.yetkin-forum.com
 
RUDY KULUM
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Protego | Kaliteli Rpg'nin Adresi . :: Karakterler Seçim ve Tanıtımları :: RPG Puanlama-
Buraya geçin: